Skip to main content

Tohum ekenler ve meyveyi biçenler

Lara Suluoğlu
adolecence

Son dönemde hem William March’ın sarsıcı romanı ‘Kötü Tohum’u okumak hem de Netflix’te gerçek hikâyeden esinlenilen Adolescence dizisini izlemek beni derin bir sorgulamanın içine çekti. ‘Kötü Tohum’da, dışarıdan melek gibi görünen fakat kişisel hırsları uğruna insanları tereddütsüzce harcayabilen bir çocuğun soğukkanlılığıyla yüzleşirken, kötülüğün genetik bir miras mı yoksa yetiştirilme tarzının bir sonucu mu olduğu sorusu zihne çakılıyor. Adolescence dizisi ise bu sorgulamayı bir adım öteye taşıyarak, yaşanan her trajedide suçu hemen yetersiz ya da ilgisiz ailelere yükleme kolaycılığımızı yüzümüze çarpıyor.

Peki, tablo gerçekten bu kadar basit mi? Bir çocuk raydan çıktığında, bütün suçu geni ya da ebeveyn ihmalini içeren tek bir faktöre bağlayıp kenara çekilebilir miyiz?

Okulların açılmasının üzerinden henüz iki hafta geçmişken karşılaştığımız, okul sınırları içine silah sokulmasına kadar varan şiddet olayları, konuyu bireysel bir kriz olmaktan çıkarıp kolektif bir sorumluluğa dönüştürüyor. Şiddete meyilli çocukların nasıl bir motivasyona sahip olduğunu anlamak için odak noktamızı çocuklardan biraz kaydırıp etraflarını saran yetişkin dünyasına bakmamız gerekiyor.

Bir çocuk şiddet uyguladığında, toplum olarak ilk refleksimiz aileye bakmak olur: "Kesin evde sevgi görmüyordur", "Disiplinsiz büyümüştür" veya March’ın romanındaki gibi "Soyunda bir bozukluk vardır”. Bu yaklaşım yetişkinler için son derece konforludur. Çünkü suçu ‘kötü geni’ olan bir aileye ya da ‘ihmalkâr’ ebeveynlere kestiğimizde, geri kalan toplum olarak ellerimizi yıkayıp kenara çekilebiliriz. Oysa Adolescence gibi yapımların gösterdiği acı bir gerçek var: Harika şartlarda büyüyen, her türlü imkân sağlanan ve sevgi gören çocuklar da şiddet döngüsüne sürüklenebiliyor. Burada asıl mesele, çocuklara sunduğumuz geniş iklimdir. Aile tek başına bir ada değildir; çocuk, yetişkinlerin kurduğu dünyanın tamamını solur.

Okul ortamına kadar giren şiddet eylemlerindeki çocuğun motivasyonu, genellikle sadece ‘kötü olmak’ ya da ‘saf nefret’ ile açıklanamaz. Bu davranışların arkasında, yetişkinlerin inşa ettiği dünyanın doğrudan beslediği çok daha karmaşık dinamikler yatar. Öncelikle dijital dünyada ve yetişkinlerin kamusal alanlarda kullandığı dilde şiddet o kadar kanıksanmış durumdadır ki, bir başkasına zarar vermenin gerçek dünyadaki karşılığı çocuklar nezdinde giderek soyutlaşır. ‘Kötü Tohum’daki Rhoda karakterinde gördüğümüz o soğukkanlı empati yoksunluğu, günümüz simülasyon dünyasında büyüyen çocuklarda adeta yapay bir biçimde yeniden üretilme riski taşır. Buna ek olarak, yetişkinler dünyasında başarının, saygının ve hatta var olmanın yolunun çoğu zaman bastırmaya, üstünlük kurmaya ve sertliğe endekslenmiş olması çocuklara "güçlü olanın hayatta kaldığı" mesajını verir. Bu mesajı alan bir çocuk için güç simgesi olan nesnelere (silah gibi) yönelmek, bir tür var olma biçimine dönüşür. Derinlikten ziyade anlık dikkat çekmeyi ödüllendiren günümüz toplumsal yapısında öfke ve şiddet, bir çocuk için fark edilmenin en hızlı ve en yıkıcı yolu hâline gelir.

Asıl soru: Biz nasıl bir ortam hazırlıyoruz?

Bir çocuğun eline silah alıp okuluna yürümesi, sadece o çocuğun ya da ailesinin değil, tüm yetişkin dünyasının ortak krizidir. Bu yüzden yetişkinler olarak çocuklara sunduğumuz ortamı, diğer insanlarla kurduğumuz ilişkilerde empatiyi mi yoksa nefreti mi modellediğimizi, sorun çözme yöntemi olarak diyaloğu mu yoksa güç kullanmayı mı meşrulaştırdığımızı ve onların zihinsel dünyasını koruyacak sınırları çizmek yerine kontrolsüz öfkemize maruz bırakıp bırakmadığımızı sorgulamak zorundayız.

Çocuklar birer sünger gibidir; yetişkinlerin bastırdığı, normalleştirdiği ya da görmezden geldiği tüm gerilimi emerler. Bir çocuk hırsları uğruna başkalarını umarsızca harcayabiliyorsa veya şiddeti bir ifade aracı olarak seçebiliyorsa, bu tohumların yeşermesine elverişli toprağı biz yetişkinler hazırlamışız demektir. Suçu sadece genetiğe ya da tekil ailelere atarak vicdan rahatlatma lüksümüz yok; çocukların neye dönüştüğü, yetişkinlerin neyi inşa ettiği ile doğrudan ilgilidir.